| KADERE KARŞI GEL[EME]MEK |
|
|
| Yazar Administrator |
| Cuma, 20 Ağustos 2010 17:11 |
KADERE KARŞI GEL[EME]MEK“Kadercilik” çok tartışılan bir kavram. İnsanoğlunun doğumundan ölümüne kadar geçen sürede yaşamını yönlendiren etkiler “Kader” diye tanımlanıyor. Ve zaman zaman hepimiz koca bir karmaşa içinde ”Kadere karşı gelebilir miyiz/ gelmeli miyiz/ boyun mu eğmeliyiz?” gel-git’leri yaşıyoruz.
“Değişmeyen Kader” diye tanımlanan ve Allah’ın iradesini yansıtan kesin bir “geleceğimiz” var. Bunları hiç bir güç, hiçbir gayret değiştiremez. Doğduğumuz ülke, doğduğumuz yıl, ailemiz, eşimiz, çocuğumuz, işimiz, ecelimiz ve yaşamımızı derinden etkileyip şekillendiren olaylar “bizim istek ve bilgimiz dışında oluşan kader” kapsamına giriyor.
“Değişebilir Kader” ise, irademizi kullanarak yaşamımızı şekillendirebilmemiz olarak açıklanabilir. Bunlara özel zevklerimiz, meraklarımız, ikili ilişkilerimiz, olaylar karşısında verdiğimiz tepkiler ile bu tepki ve davranışlarımızı kontrol edebilme becerilerimizi söyleyebiliriz.
Kişinin “Kader Paradoksu”nu kendi kapasitesiyle net bir şekilde çözmesi mümkün görünmüyor. Çünkü hayatta bazı durumlar bize aynı anda hem doğru hem de yanlış geliyor. Ve birçoğumuz bu çelişkiler içerisinde sorularımıza cevap aramaya çalışırken hayat bize yaşadıklarımızın sonucunda çeşitli dersler veriyor.
Neler öğretmiyor ki o derslerle;
Bir saniyenin bile -olumlu veya olumsuz- insan yaşantısına olan etkisini; yüreğinin sesine kulak verip onu dinlemeyi; iç sesine ayak uydurmayı; zamana yenik düşmeden, anlamsız koşturmaların esiri olmamayı; çevrendekileri olduğu gibi kabullenmeyi; her karanlığın sonunda aydınlığın, her gecenin bitiminde sabahın, her fırtınanın sonucunda güneşin doğduğunu görmeyi; her ne kadar kendini kusurlu görsen de benzersiz ve tek olduğunu ve bu nedenle kendi değerini bilmeyi; kendini yenilemeyi; gönül gözünle bakmayı becerebilirsen Tanrı’nın her yerde ve her şeyde olduğunu görmeyi; hoşgörülü olup, yaratılanı yaradandan ötürü sevmeyi; mutluluk gibi mutsuzluğun da Tanrı’dan geldiğini görüp, acılarını kabullenip hayata göğüs germeyi; her zaman mücadelenin yetmeyeceğini… Kim bilir bunlara daha neler neler eklenebilir? Bugün hayat, bana bu zamana dek kazandırdığı tüm bu öğretilerin yanına bir öğreti daha ekledi: “Dünü-bugünü-yarını düşünmeden, plan yapmadan, anı yaşamayı” .
Çünkü artık biliyorum ki; hayata direnmeden, “tepetaklak oldum” demeden, kendini hayatın akışına bırakıp, yarın “keşke”ler yaşamamak için, sevdiklerine zaman ayırıp onlarla doya doya anı yaşamak gerek. Çünkü hayat bana böyle yaşanması gerektiğini acımasızca öğretti.
Her anınızın değerini bilerek doya doya yaşamanız dileğiyle
Nüket Kantarcı |
|
DEPREM BÖLGESİNDE ACILAR KULLANILARAK İSYAN PROVASIMI YAPILIYOR...AMAN DİKKAT.. |
| Mehmet Karamustafaoğlu | |
|
GİRESUN LİSESİ MEZUNLARI NORVEÇ TEYDİ |
| Nilgün BEŞİRLİ (HALİLBEYOĞLU) | |
|
Caner Tek’in, ikinci romanı “Gün Batımı Hazinesi |
| Peyami Tek | |
|
Referanduma giderken |
| Nükhet CAN KANTARCI | |
|
HİÇBİRŞEY İÇİN GEÇ DEĞİL |
| İlknur HEMİŞ | |
|
GORBAN PROJESİ |
| Sinan GÜVENDİ | |
|
NEYİNİZE YETMEZ ! |
| Sedat Murat Bayrak | |
|
ENGELSİZLER GÜNÜ |
| Zeki ÇAKRAK | |
|
Japon İşi |
| Selçuk TOPAL | |
|
ÇOK ŞEYİMİZ |
| S.Fulya DOMAÇ | |
|
BEN LAZIM..,BANA NE LAZİSTANDA KURULSUN O ZAMAN..! |
| Ayla GÜREL | |
|
ANKARA DAN |
| Cemal Sinan ÖZDEMİR | |
|
CENNETİN KAPISI |
| Kadir TOZLU | |
|
DERNEĞİMİZ VE DİBLE GÜNÜMÜZ |
| Konuk Yazarlar | |