Yüreği Giresun Sevgisiyle dolu, eğitim gönüllüsü hemşehrimiz Mehmet Karamustafaoğlu ile siyasetten spora, eğitimden, Giresun Derneklerine uzanan geniş yelpazeli bir söyleşide bulunduk
Giresun Vakfı bir şanstı;
değerlendiremedik
Önce Giresun’da kurdu firmasını, daha sonra Ordu ve Samsun’da bölge müdürlükleri açtı. Ve devamında İstanbul şubesini açarak büyüyen iş hacmi ve gelişen ticari hayatıyla birlikte siyasetten spora, dernekçilikten vakfa kadar her türlü sosyal oluşumun içinde yer alan bir isim Mehmet Karamustafaoğlu…
Cumhuriyet Halk Partisi Giresun İl Başkanlığı, İstanbul Giresun Vakfı’nda başkanlık ve yöneticilik, çok sayıda derneğin kurulmasında görev almak, Giresun Üniversitesinin kurulmasında oluşan heyette bulunmak, Alucra Meslek Yüksek Okulu’nun açılması için görev üstlenmek, Giresunspor’da yönetimde yer almak ve takımın başarılı olması için elinden geleni yapmak…
Bu başlıklar altında yer alan gerçeklerin boyutlarını gözler önüne sermek için Mehmet Karamustafaoğlu’nu bu sayımıza konuk ediyoruz.
Firmasını önce Giresun’da kuran ve daha sonra İstanbul şubesini açarak genişleyen Karamustafaoğlu’na “Neden İstanbul?” diye sorarak söyleşimize başlıyoruz.
Firmasını kurduğu 1986 yılında fındık firmaları dışında Giresun’da kurulmuş bir ticari firma hatırlamadığını söylüyor Mehmet Karamustafaoğlu… İstanbul’a geliş amaçlarını ticari ufuklarını daha da geliştirmek, dış dünyayla ticaret yapmak olarak özetleyen Karamustafaoğlu; Ancak ülkede üst üste yaşanan ekonomik krizlerin bu açılımlara fırsat vermediğini ifade ediyor.
Ağırlıklı olarak inşaat sektöründe iş yapan Karamustafaoğlu, sektörün 1995 yılından itibaren girdiği kriz ve geldiği noktanın firmalarının gerektiği ölçülerde büyümesini engellediğini belirtiyor.
Halen beş firmayla üretimlerini sürdüren Mehmet Karamustafaoğlu Ordu Organize Sanayi Bölgesi’nde duş kabin, kapı pencere, balkon camlama sistemleri üretimi yapıyor. Türkiye’nin en büyük 50 acentesinden birisi olarak sigortacılık işleri de yapan Karamustafaoğlu; okullara, hastanelere, restoranlara ve büyük şirketlere temizlik ürünleri veren endüstriyel temizlik ürünleri satan bir başka firmanın da sahibi.
İnşaat malzemeleri pazarlayan ve satan bir başka firmanın da sahibi olan Mehmet Karamustafaoğlu 2001 yılında yaşanan ekonomik kriz öncesi 150 kadrolu, taşeron işçileriyle birlikte 500 civarında personel çalıştırdıklarını, bugün bu rakamın 50 dolayında olduğunu söylüyor.
Türkiye’de istihdam yaratmanın çok pahallı ve çok zor olduğunu, dünya görüşüne ters olmakla birlikte bugün daha az personelle nasıl daha fazla iş yaparımın hesabını yaptıklarını dile getiren Karamustafaoğlu bunun, ülkenin kötü yönetilmesinin bir sonucu olduğunu vurguluyor.
Giresun Vakfı bir şanstı;
değerlendiremedik
Önce Giresun’da kurdu firmasını, daha sonra Ordu ve Samsun’da bölge müdürlükleri açtı. Ve devamında İstanbul şubesini açarak büyüyen iş hacmi ve gelişen ticari hayatıyla birlikte siyasetten spora, dernekçilikten vakfa kadar her türlü sosyal oluşumun içinde yer alan bir isim Mehmet Karamustafaoğlu…
Cumhuriyet Halk Partisi Giresun İl Başkanlığı, İstanbul Giresun Vakfı’nda başkanlık ve yöneticilik, çok sayıda derneğin kurulmasında görev almak, Giresun Üniversitesinin kurulmasında oluşan heyette bulunmak, Alucra Meslek Yüksek Okulu’nun açılması için görev üstlenmek, Giresunspor’da yönetimde yer almak ve takımın başarılı olması için elinden geleni yapmak…
Bu başlıklar altında yer alan gerçeklerin boyutlarını gözler önüne sermek için Mehmet Karamustafaoğlu’nu bu sayımıza konuk ediyoruz.
Firmasını önce Giresun’da kuran ve daha sonra İstanbul şubesini açarak genişleyen Karamustafaoğlu’na “Neden İstanbul?” diye sorarak söyleşimize başlıyoruz.
Firmasını kurduğu 1986 yılında fındık firmaları dışında Giresun’da kurulmuş bir ticari firma hatırlamadığını söylüyor Mehmet Karamustafaoğlu… İstanbul’a geliş amaçlarını ticari ufuklarını daha da geliştirmek, dış dünyayla ticaret yapmak olarak özetleyen Karamustafaoğlu; Ancak ülkede üst üste yaşanan ekonomik krizlerin bu açılımlara fırsat vermediğini ifade ediyor.
Ağırlıklı olarak inşaat sektöründe iş yapan Karamustafaoğlu, sektörün 1995 yılından itibaren girdiği kriz ve geldiği noktanın firmalarının gerektiği ölçülerde büyümesini engellediğini belirtiyor.
Halen beş firmayla üretimlerini sürdüren Mehmet Karamustafaoğlu Ordu Organize Sanayi Bölgesi’nde duş kabin, kapı pencere, balkon camlama sistemleri üretimi yapıyor. Türkiye’nin en büyük 50 acentesinden birisi olarak sigortacılık işleri de yapan Karamustafaoğlu; okullara, hastanelere, restoranlara ve büyük şirketlere temizlik ürünleri veren endüstriyel temizlik ürünleri satan bir başka firmanın da sahibi.
İnşaat malzemeleri pazarlayan ve satan bir başka firmanın da sahibi olan Mehmet Karamustafaoğlu 2001 yılında yaşanan ekonomik kriz öncesi 150 kadrolu, taşeron işçileriyle birlikte 500 civarında personel çalıştırdıklarını, bugün bu rakamın 50 dolayında olduğunu söylüyor.
Türkiye’de istihdam yaratmanın çok pahallı ve çok zor olduğunu, dünya görüşüne ters olmakla birlikte bugün daha az personelle nasıl daha fazla iş yaparımın hesabını yaptıklarını dile getiren Karamustafaoğlu bunun, ülkenin kötü yönetilmesinin bir sonucu olduğunu vurguluyor.
KONUT VE İNŞAAT
YAPAN DEVLET
Mehmet Karamustafaoğlu bu konudaki görüşlerini şöyle açıklıyor:
“Özellikle ANAP’ la birlikte başlayan bir kafa yapısı var; süratle özelleştirmeye giderken bir yandan da inşaat yapan bir devlet anlayışı… Bir taraftan devletin malını mülkünü satacaksınız bir taraftan da TOKİ gibi veya belediyelerin kurduğu şirketlerle inşaat sektörüne gireceksiniz. Enteresan bir durum… Tarih bunu yargılayacaktır. Kaldı ki TOKİ gibi kurumlar, devasa inşaat şirketleri garibana, işçiye, memura, emekliye konut yapmıyor. Onların hedeflediği kesim birden fazla konutu olan ve parası olan kişler.
Geçmişte yaşadığımız 2001 krizi durulduğunda bana neden inşaat sektörüne dönmediğimiz soruldu. Bu ülkede konut ihtiyacı olan kesim belli…
Köyden şehre inenler, memurlar, işçiler, esnaflar… Bugünkü ücretlerle bunların konut alma, inşaata yatırım yapma şansları yok. Geriye kim kalıyor? Bankalarda parası olanlar, rant geliri elde edenler. Bunlar da, inşaat sektörüne başka gelir elde edecekleri alan kalmadığında geçici olarak yönelirler. Bu da geldi geldi ve bir yerde tıkandı, ilerleyen zamanda daha da tıkanacak.”
Bu noktada, inşaat sektörünün gelecekteki durumunu ve konut fiyatlarıyla ilgili beklentilerini soruyoruz Mehmet Karamustafaoğlu’na…
“Arz çok talep az, konut fiyatlarının yükselmesini beklemiyorum” diyerek bu sorumuza cevap veren Karamustafaoğlu, kırsaldan şehre göçen insanların konut edinecek kadar parasal güce sahip olmadıklarının altını çizerek, bunun da emperyalizmin bir yöntemi olduğunu vurguluyor.
“Tüm dünyanın yaşadığı emperyalizmin doğal sonuçlarından birisidir bu.. Kırsalda, tarımda çalışan insanları ucuz işgücü yaratabilme ve daha kolay yönlendirme adına, tarımdaki destekleri kaldırdılar, verimli arazileri çölleştirdiler ve hızla bir yerlere doğru gidiyoruz.
Giresun’un hali ortada… Bizim gençliğimizde devleti yönetenlerin övündüğü en önemli konu dünyada kendi kendine yeten yedi ülkeden birisi olmamızdı.
Bugün buğday dahil
dışarıdan almadığımız hiçbir ürün kalmadı.” diyen Mehmet Karamustafaoğlu, ülkede tarımın kalmadığını, sanayinin de olmadığını ifade ederken bugün sanayici olarak geçinen veya
toplumun sanayici sandığı insanların tamamının çok uluslu firmaların taşeronluğunu yaptığının altını çiziyor.
YAPAN DEVLET
Mehmet Karamustafaoğlu bu konudaki görüşlerini şöyle açıklıyor:
“Özellikle ANAP’ la birlikte başlayan bir kafa yapısı var; süratle özelleştirmeye giderken bir yandan da inşaat yapan bir devlet anlayışı… Bir taraftan devletin malını mülkünü satacaksınız bir taraftan da TOKİ gibi veya belediyelerin kurduğu şirketlerle inşaat sektörüne gireceksiniz. Enteresan bir durum… Tarih bunu yargılayacaktır. Kaldı ki TOKİ gibi kurumlar, devasa inşaat şirketleri garibana, işçiye, memura, emekliye konut yapmıyor. Onların hedeflediği kesim birden fazla konutu olan ve parası olan kişler.
Geçmişte yaşadığımız 2001 krizi durulduğunda bana neden inşaat sektörüne dönmediğimiz soruldu. Bu ülkede konut ihtiyacı olan kesim belli…
Köyden şehre inenler, memurlar, işçiler, esnaflar… Bugünkü ücretlerle bunların konut alma, inşaata yatırım yapma şansları yok. Geriye kim kalıyor? Bankalarda parası olanlar, rant geliri elde edenler. Bunlar da, inşaat sektörüne başka gelir elde edecekleri alan kalmadığında geçici olarak yönelirler. Bu da geldi geldi ve bir yerde tıkandı, ilerleyen zamanda daha da tıkanacak.”
Bu noktada, inşaat sektörünün gelecekteki durumunu ve konut fiyatlarıyla ilgili beklentilerini soruyoruz Mehmet Karamustafaoğlu’na…
“Arz çok talep az, konut fiyatlarının yükselmesini beklemiyorum” diyerek bu sorumuza cevap veren Karamustafaoğlu, kırsaldan şehre göçen insanların konut edinecek kadar parasal güce sahip olmadıklarının altını çizerek, bunun da emperyalizmin bir yöntemi olduğunu vurguluyor.
“Tüm dünyanın yaşadığı emperyalizmin doğal sonuçlarından birisidir bu.. Kırsalda, tarımda çalışan insanları ucuz işgücü yaratabilme ve daha kolay yönlendirme adına, tarımdaki destekleri kaldırdılar, verimli arazileri çölleştirdiler ve hızla bir yerlere doğru gidiyoruz.
Giresun’un hali ortada… Bizim gençliğimizde devleti yönetenlerin övündüğü en önemli konu dünyada kendi kendine yeten yedi ülkeden birisi olmamızdı.
Bugün buğday dahil
dışarıdan almadığımız hiçbir ürün kalmadı.” diyen Mehmet Karamustafaoğlu, ülkede tarımın kalmadığını, sanayinin de olmadığını ifade ederken bugün sanayici olarak geçinen veya
toplumun sanayici sandığı insanların tamamının çok uluslu firmaların taşeronluğunu yaptığının altını çiziyor.
BU SORUYA DİKKAT
Söyleşimizin bu noktasında Mehmet Karamustafaoğlu şu sorunun cevaplamasını istiyor. “Bir Türk vatandaşı yabancı bir ülkede bir yatırım yapsa, elde ettiği kazancı o ülkede başka yatırıma mı yöneltir yoksa ülkesine mi getirmeye çalışır?
Bunu şunun için soruyorum: Bu ülkede yatırım yapan yabancı sermayenin amacı bu ülke insanının refahını mı artırmak yoksa buradan kazandığı parayı kendi ülkelerine mi aktarmak? Kaldı ki yabancı sermaye bu ülkede istihdama yönelik bir yatırım da yapmıyor” diyen Karamustafaoğlu çok uluslu sermayenin, bir anlamda emperyalizmin dininin, ülkesinin ve sınırının olmadığını; nereden ne kadar kazanç elde edeceklerini hesaplayarak oralara gittiğini, kar edemedikleri ülkeleri süratle terk ettiğini vurguluyor.
“Bunun bedelini Amerika’da yaşayan halk da ödedi, Avrupa’da yaşayan halk da ödedi. Biz de ödüyoruz. Çok uluslu sermayenin insani değerleri olmaz. Onların tek düşündükleri şey karlarını artırmaktır.” diyen Mehmet Karamustafaoğlu gelecekle ilgili düşüncelerini şöyle anlatıyor:
“25 yıllık ticari hayatımın sonunda gelmeyi düşündüğüm nokta burası değildi. Üretmenin çok pahallı olduğu ülkemizde çocuklarıma uluslar arası ticaret yapan bir firma olmalarını öneriyorum. Çocuklarımı da ona göre yetiştirmeye çalışıyorum.
Yine bu ülkede üretim yapabilecek yetişmiş işgücü de yok. Aldığınız bir elemana 3- 4 yıl yatırım yapmak ve işi öğretmek zorundasınız. Bu süre içinde işi öğrenen elemanları da tam işi öğrendiğinde elinizde tutmak zor.”
PROJE ÇİZMEYİ
YENİDEN
ÖĞRENDİM
Türkiye’de sektörlerin yetişmiş eleman sıkıntısı çektiğini anlatan Mehmet Karamustafaoğlu İstanbul Teknik Üniversitesi mezunu olduğunu ancak proje çizmeyi mezun olduktan sonra yeniden öğrendiğini ifade ediyor.
“Bize üniversitede proje çizmek için kullanacağımız o formüllerin nasıl ortaya çıktığını öğretmişlerdi ancak nasıl uygulanacağını öğretmemişlerdi. Hayatın pratiklerini yaşamadan eleman yetişmiyor” sözleriyle çok önemli bir konuya parmak basan Mehmet Karamustafaoğlu bu eğitim sistemiyle ülkenin nasıl kurtulacağı sorusunu sormadan geçemiyor.
Söyleşimizin bu noktasında Mehmet Karamustafaoğlu şu sorunun cevaplamasını istiyor. “Bir Türk vatandaşı yabancı bir ülkede bir yatırım yapsa, elde ettiği kazancı o ülkede başka yatırıma mı yöneltir yoksa ülkesine mi getirmeye çalışır?
Bunu şunun için soruyorum: Bu ülkede yatırım yapan yabancı sermayenin amacı bu ülke insanının refahını mı artırmak yoksa buradan kazandığı parayı kendi ülkelerine mi aktarmak? Kaldı ki yabancı sermaye bu ülkede istihdama yönelik bir yatırım da yapmıyor” diyen Karamustafaoğlu çok uluslu sermayenin, bir anlamda emperyalizmin dininin, ülkesinin ve sınırının olmadığını; nereden ne kadar kazanç elde edeceklerini hesaplayarak oralara gittiğini, kar edemedikleri ülkeleri süratle terk ettiğini vurguluyor.
“Bunun bedelini Amerika’da yaşayan halk da ödedi, Avrupa’da yaşayan halk da ödedi. Biz de ödüyoruz. Çok uluslu sermayenin insani değerleri olmaz. Onların tek düşündükleri şey karlarını artırmaktır.” diyen Mehmet Karamustafaoğlu gelecekle ilgili düşüncelerini şöyle anlatıyor:
“25 yıllık ticari hayatımın sonunda gelmeyi düşündüğüm nokta burası değildi. Üretmenin çok pahallı olduğu ülkemizde çocuklarıma uluslar arası ticaret yapan bir firma olmalarını öneriyorum. Çocuklarımı da ona göre yetiştirmeye çalışıyorum.
Yine bu ülkede üretim yapabilecek yetişmiş işgücü de yok. Aldığınız bir elemana 3- 4 yıl yatırım yapmak ve işi öğretmek zorundasınız. Bu süre içinde işi öğrenen elemanları da tam işi öğrendiğinde elinizde tutmak zor.”
PROJE ÇİZMEYİ
YENİDEN
ÖĞRENDİM
Türkiye’de sektörlerin yetişmiş eleman sıkıntısı çektiğini anlatan Mehmet Karamustafaoğlu İstanbul Teknik Üniversitesi mezunu olduğunu ancak proje çizmeyi mezun olduktan sonra yeniden öğrendiğini ifade ediyor.
“Bize üniversitede proje çizmek için kullanacağımız o formüllerin nasıl ortaya çıktığını öğretmişlerdi ancak nasıl uygulanacağını öğretmemişlerdi. Hayatın pratiklerini yaşamadan eleman yetişmiyor” sözleriyle çok önemli bir konuya parmak basan Mehmet Karamustafaoğlu bu eğitim sistemiyle ülkenin nasıl kurtulacağı sorusunu sormadan geçemiyor.
Neden Ordu?
Mehmet Karamustafaoğlu firmasının bir şubesini de Ordu’ya açtı. Bu noktada “ Neden Ordu? “ sorusunu sormanın tam zamanı diye düşünüyoruz.
“Bu sorunun altında çok büyük bir hayat var” diyerek sorumuzu cevaplamaya başlayan Karamustafaoğlu şöyle devam ediyor:
“O tarihlerde, ben siyasetin içindeyken Giresun’a organize sanayi sitesi kurulması tartışması yaşanıyordu. Nereye kurulsun kavgaları yapılıyordu. Ben o zaman Bulancak Pazarsuyu’nu önermiştim. Buraya kurulması çok kolaydı, yatırım yapılması çok kolaydı. Ancak Giresun merkezdeki arkadaşlarımız buna şiddetle karşı çıktılar. Bana hakarete varan sözler söylediler.
Ve Bulancak Pazarsuyu mevkiine kurulacak organize sanayi bölgesini eleyerek bugünkü yerine kurulmasını sağladılar..
Buna rağmen o bölgede ciddi üretim yapan üç beş firmadan başka bir şey yok. Bir türlü gelişmiyor. Biz bu kavgaları yaparken Ordu organize sanayi bölgesini kurmuş ve yatırıma başlamıştı. Bizim de yatırım yapmak için bir yere ihtiyacımız vardı. Giresun’da bu imkânı bulamadığımız için Ordu’ya yatırım yaptık.”
Mehmet Karamustafaoğlu firmasının bir şubesini de Ordu’ya açtı. Bu noktada “ Neden Ordu? “ sorusunu sormanın tam zamanı diye düşünüyoruz.
“Bu sorunun altında çok büyük bir hayat var” diyerek sorumuzu cevaplamaya başlayan Karamustafaoğlu şöyle devam ediyor:
“O tarihlerde, ben siyasetin içindeyken Giresun’a organize sanayi sitesi kurulması tartışması yaşanıyordu. Nereye kurulsun kavgaları yapılıyordu. Ben o zaman Bulancak Pazarsuyu’nu önermiştim. Buraya kurulması çok kolaydı, yatırım yapılması çok kolaydı. Ancak Giresun merkezdeki arkadaşlarımız buna şiddetle karşı çıktılar. Bana hakarete varan sözler söylediler.
Ve Bulancak Pazarsuyu mevkiine kurulacak organize sanayi bölgesini eleyerek bugünkü yerine kurulmasını sağladılar..
Buna rağmen o bölgede ciddi üretim yapan üç beş firmadan başka bir şey yok. Bir türlü gelişmiyor. Biz bu kavgaları yaparken Ordu organize sanayi bölgesini kurmuş ve yatırıma başlamıştı. Bizim de yatırım yapmak için bir yere ihtiyacımız vardı. Giresun’da bu imkânı bulamadığımız için Ordu’ya yatırım yaptık.”
EMPERYALİZM
ANADOLU’YU
İŞGAL ETTİ
Mehmet Karamustafaoğlu İstanbul’a yatırım yapmayı nasıl değerlendiriyor?
Bu soruya bir cümleyle cevap alıyoruz: “ Ticari ufuk açısından İstanbul’a geldiğime pişman değilim ancak Mehmet Karamustafaoğlu’nun mutluluğu açısından bakarsak pişmanım. Giresun’da çok daha mutluydum. Giresun’a gittiğimde çok daha fazla mutlu oluyorum.”
ANADOLU’YU
İŞGAL ETTİ
Mehmet Karamustafaoğlu İstanbul’a yatırım yapmayı nasıl değerlendiriyor?
Bu soruya bir cümleyle cevap alıyoruz: “ Ticari ufuk açısından İstanbul’a geldiğime pişman değilim ancak Mehmet Karamustafaoğlu’nun mutluluğu açısından bakarsak pişmanım. Giresun’da çok daha mutluydum. Giresun’a gittiğimde çok daha fazla mutlu oluyorum.”
Biraz açar mısınız?
“Hep bir duam vardı. Dünya’daki emperyalizmin Türkiye’ye ilk giriş noktası İstanbul’dur. İstanbul’da insani değerlerin yerini maddi değerlerin aldığını görünce emperyalizmin Anadolu’ya yayılmasından korkar, bu hastalığın Anadolu’ya ve Giresun’a
sıçramaması için dua ederdim.
Ama emperyalizm Anadolu’yu da işgal etti ve yavaş yavaş Giresun’u da etkisi altına aşmaya başladı. Giresun’da da insani değerler yerlerini maddi değerlere bırakmaya başladı.”
Giresun’da yaşayan Giresunluların yaşadıkları güzelliklerin farkında olmadığını söyleyen Karamustafaoğlu; Giresun’da da çeşitli sıkıntılar yaşandığını, buna rağmen büyük şehirlerde yaşayan Giresunluların Giresun’da yaşayan Giresunlulardan daha kötü durumda olduğunu ifade ediyor.
“Giresun’da yaşayan Giresunlunun en kötü ihtimalle köyü var, ineği var, lahanası var, fındığı var. Sabah sofraya koyacağı bir şeyleri var. Ama büyük§şehirde yaşayan, özellikle İstanbul’da yaşayan ve emeğiyle geçinen bir Giresunlunun geçim kaygısı yaşamadığını sanmıyorum.” diyerek gözlem ve tespitlerini böyle özetliyor Mehmet Karamustafaoğlu…
GİRESUN’A NELER
YAPMAK İSTERDİNİZ?
Biraz da siyaset diyoruz söyleşimizin bu noktasında.
CHP Giresun İl Başkanlığı ve Giresun Belediye Başkanlığı adaylığı dönemlerini yaşayan Mehmet Karamustafaoğlu’na siyaset yaptığı yıllarda ve Belediye Başkanı adayı olduğu günlerde Giresun’a neler yapmak istediğini soruyoruz.
“Bir örnekle cevap vereyim: 1994 yılında Giresun Belediye Başkanlığına adayım ve 11 başkan adayıyla birlikte televizyonda açık oturuma katılıyoruz. Aday arkadaşlar ciddi anlamda palavra atıyorlar. Belediyenin 48 milyar geliri var, sadece personel gideri 60 milyar. Mesela, Ada’ya dubalarla yol yapıp ışıklandıranlardan tutunda Ada, Kale, Gedikkaya üçgenine teleferik kurmaya kadar projeler vardı.
Ben dedim ki; Bunları hangi paralarla yapacaksınız? Önce kaynağı görmek lazım… Belediyenin geliri belli… Benim bu gerçekçi yaklaşımım ertesi gün gazetelerde ‘ Mehmet Karamustafaoğlu Giresun’a yatırım yapanlara karşı çıktı’ başlığıyla yer aldı.
O tarihte Belediye başkanı olsaydım verebileceğim en büyük kavga bugün sahili Giresun’dan ayıran sahil yolunun bir çevre yolu olarak geçirilmesini sağlamak olurdu. Bugün Giresun’u tanımakta güçlük çekiyorum. Giresun bir kıyı şehri mi yoksa bir kara şehri mi? Giresunlu bir çevre yolunu yeniden gündeme getirmeli. Yapılan yol da şehir içi yolu olarak kullanılmalı. Ben bile, 30 yıldır araç kullanıyorum, Giresun şehir içi trafiği kadar kuralsız ve karmaşık bir şey görmedim. Giresunlu sahil yolundan geçen araçları sadece izliyor, o kadar.”
Bugün siyasetin neresindesiniz?
Sorumuza aldığımız cevap ise tek cümleydi; “ Sadece izliyorum”
Peki, izlediği Giresun siyasetinde neler görüyor Mehmet Karamustafaoğlu?
Öncelikle Giresun’da siyasetin seviyesinin düştüğünü, sonra da kendini yönetemeyen insanların siyasette söz sahibi olduğunu görüyor…
Bunları biraz da Türkiye’nin genel siyasi yapısıyla ilgilendiren Karamustafaoğlu; “Bunun tek nedeni Türkiye’de adam gibi bir siyasi partiler yasasının olmayışı. Dünyanın hiç bir yerinde üst üste iki seçim kaybeden lider o partinin başında kalamaz. Türkiye’de parti liderleri ölene kadar orayı mülk ediniyorlar.” sözleriyle siyasi anlamda bir açılım yapan Mehmet Karamustafaoğlu sözü CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’a getiriyor.
Peki, izlediği Giresun siyasetinde neler görüyor Mehmet Karamustafaoğlu?
Öncelikle Giresun’da siyasetin seviyesinin düştüğünü, sonra da kendini yönetemeyen insanların siyasette söz sahibi olduğunu görüyor…
Bunları biraz da Türkiye’nin genel siyasi yapısıyla ilgilendiren Karamustafaoğlu; “Bunun tek nedeni Türkiye’de adam gibi bir siyasi partiler yasasının olmayışı. Dünyanın hiç bir yerinde üst üste iki seçim kaybeden lider o partinin başında kalamaz. Türkiye’de parti liderleri ölene kadar orayı mülk ediniyorlar.” sözleriyle siyasi anlamda bir açılım yapan Mehmet Karamustafaoğlu sözü CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’a getiriyor.
ATATÜRK’TEN SONRA
EN İYİ SİYASETÇİ
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ı Atatürk’ten sonra gelmiş geçmiş en iyi siyasilerden birisi olarak tanımlayan Mehmet Karamustafaoğlu Baykal’ın iki yönünü eleştirmeden de edemiyor.
“Baykal’ın iki kötü özelliği var. Birisi çok fazla çalışmıyor. Çıkıp Anadolu’yu gezse, Anadolulu Baykal’ı yakından tanıyor olsa sonuç bu olmayacak.
Bir diğeri de siyasi anlamda iyi bir aile babası değil. Kendi kadrolarına vefalı ve sahip çıkan özelliklerde değil. Bu iki özelliği partiyi büyütemiyor” diyen Karamustafaoğlu sözlerine “ Baykal benim babamla yaşıt. 1938 yılında doğmuşlar. Kendisinden 50 yaşında bir insanın performansını beklemek de haksızlık olur” diyerek devam ederken, sözünü keserek sorduğumuz “ CHP’ yi nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorumuza şu cevabı veriyor:
“Partinin en iyi yıllarını yaşadım. 33 yaşındaydım ve Türkiye’nin en genç il başkanıydım. Gençliğin de verdiği heyecanla Türkiye’ye çok şey verebileceğimi hayal ediyordum. Ben il başkanı olduğumda görevi teslim almaya giderken bir şey yaptım. İlde ve ilçede ulaşabildiğim eski il başkanlarına, belediye başkanlarına, ilçe başkanlarına, eski partililerin hepsine ulaşmaya çalıştım. Ve 80 kişiyle görevi teslim aldım. Bunlar yıllarca bu partiye emek vermiş, kahrını çekmiş insanlardı. Baykal bu ülkeye ve CHP’ye bir iyilik yapmak istiyorsa kimseyi üzmeden ve kırmadan bu partinin dinamiklerini yeniden partiye kazandırmak zorunda. Halkımız partiye sahip çıkmaya hazır.CHP’nin ilkelerini koyan Atatürk’tür. Sonra İnönü. CHP’nin çok ciddi bir geleneği var. Sıkıntı şu: Türkiye’de siyaset yapanlar siyaset yaparken rantı alt
kadrolarla bölüşürse o partiler daha hızlı büyürler. Ne yazık ki böyle bir ahlak yozlaşmasının getirdiği bazı sıkıntılar var. CHP’lilik bir kültür. Sevgi üzerine kurulu, saygı üzerine kurulu, ülke sevgisi üzerine kurulu bir kültür. Bu bir bütün…”
EN İYİ SİYASETÇİ
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ı Atatürk’ten sonra gelmiş geçmiş en iyi siyasilerden birisi olarak tanımlayan Mehmet Karamustafaoğlu Baykal’ın iki yönünü eleştirmeden de edemiyor.
“Baykal’ın iki kötü özelliği var. Birisi çok fazla çalışmıyor. Çıkıp Anadolu’yu gezse, Anadolulu Baykal’ı yakından tanıyor olsa sonuç bu olmayacak.
Bir diğeri de siyasi anlamda iyi bir aile babası değil. Kendi kadrolarına vefalı ve sahip çıkan özelliklerde değil. Bu iki özelliği partiyi büyütemiyor” diyen Karamustafaoğlu sözlerine “ Baykal benim babamla yaşıt. 1938 yılında doğmuşlar. Kendisinden 50 yaşında bir insanın performansını beklemek de haksızlık olur” diyerek devam ederken, sözünü keserek sorduğumuz “ CHP’ yi nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorumuza şu cevabı veriyor:
“Partinin en iyi yıllarını yaşadım. 33 yaşındaydım ve Türkiye’nin en genç il başkanıydım. Gençliğin de verdiği heyecanla Türkiye’ye çok şey verebileceğimi hayal ediyordum. Ben il başkanı olduğumda görevi teslim almaya giderken bir şey yaptım. İlde ve ilçede ulaşabildiğim eski il başkanlarına, belediye başkanlarına, ilçe başkanlarına, eski partililerin hepsine ulaşmaya çalıştım. Ve 80 kişiyle görevi teslim aldım. Bunlar yıllarca bu partiye emek vermiş, kahrını çekmiş insanlardı. Baykal bu ülkeye ve CHP’ye bir iyilik yapmak istiyorsa kimseyi üzmeden ve kırmadan bu partinin dinamiklerini yeniden partiye kazandırmak zorunda. Halkımız partiye sahip çıkmaya hazır.CHP’nin ilkelerini koyan Atatürk’tür. Sonra İnönü. CHP’nin çok ciddi bir geleneği var. Sıkıntı şu: Türkiye’de siyaset yapanlar siyaset yaparken rantı alt
kadrolarla bölüşürse o partiler daha hızlı büyürler. Ne yazık ki böyle bir ahlak yozlaşmasının getirdiği bazı sıkıntılar var. CHP’lilik bir kültür. Sevgi üzerine kurulu, saygı üzerine kurulu, ülke sevgisi üzerine kurulu bir kültür. Bu bir bütün…”
DİNİ EFSANEYE VE
HURAFEYE
DÖNÜŞTÜRDÜLER
Mehmet Karamustafaoğlu konuşmasını şöyle sürdürüyor:
“Biz dini siyasette sermaye olarak kullanmıyoruz. İnsanların inançlarına saygı gösteriyoruz. İnsanlar CHP’ yi dine saygı duymuyor diye algılıyorlar. Bizim kadrolarımızı incelerlerse bunun böyle olmadığını görecekler.
Dini argümanlarla bu çağda ülkeyi yönetmeye kalkarsanız bir yere götüremezsiniz. Ancak bugün ülkede yönetimde söz sahibi olanlar dini efsaneyle ve hurafeye dönüştürdüler. Akıl dini olan İslamiyet’in yerine efsane ve hurafe dini kurmaya çalışıyorlar. Peygamberimiz putları ortadan kaldırmış ancak biz onların yerine şeyhleri, müritleri icat etmişiz. Bunları atarsak, din tüccarlarını ve Allah’la aldatanları ortadan kaldırırsak ülkemizi çok iyi bir yere götürürüz.”
HURAFEYE
DÖNÜŞTÜRDÜLER
Mehmet Karamustafaoğlu konuşmasını şöyle sürdürüyor:
“Biz dini siyasette sermaye olarak kullanmıyoruz. İnsanların inançlarına saygı gösteriyoruz. İnsanlar CHP’ yi dine saygı duymuyor diye algılıyorlar. Bizim kadrolarımızı incelerlerse bunun böyle olmadığını görecekler.
Dini argümanlarla bu çağda ülkeyi yönetmeye kalkarsanız bir yere götüremezsiniz. Ancak bugün ülkede yönetimde söz sahibi olanlar dini efsaneyle ve hurafeye dönüştürdüler. Akıl dini olan İslamiyet’in yerine efsane ve hurafe dini kurmaya çalışıyorlar. Peygamberimiz putları ortadan kaldırmış ancak biz onların yerine şeyhleri, müritleri icat etmişiz. Bunları atarsak, din tüccarlarını ve Allah’la aldatanları ortadan kaldırırsak ülkemizi çok iyi bir yere götürürüz.”
Türkiye’de uygulanan siyasi yaklaşımı genel hatlarıyla değerlendiren Mehmet Karamustafaoğlu şu tespitleri özellikle dile getiriyor:
“Türkiye’de her geçen gün siyasi kadroların niteliği azalıyor. Nitelikli kadrolar siyasette çok fazla yıpratılıyor. Atılan çamurlara cevap vermek istemedikleri için kendi kendilerine pasifize oluyorlar. Siyaset rant peşinde koşanlara kalıyor. Bu da devlet kadrolarına niteliksiz ve rant peşinde koşan insanların gelmesini sağlıyor.
Türkiye’nin çok partili siyasete geçişiyle ilgili iki oluşum var. O günlerden bu günlere gelen bir omurga var. Bunu yıllarca anlatıyoruz ama etkili olamıyoruz. Etkili olunamaz! Adamın evinde pişirecek bir şeyi yoksa birisi ona bir tas bulgur verirse; adam evinde üşüyorsa ve birisi ona bir torba kömür verirse ona bir şey anlatamazsınız.
CHP devleti düşünen, devleti büyütmeyi, devlet büyüdüğünde de insanların refahının artacağını düşünen bir geleneğe sahip.
Bizim karşımızda da insanlara menfaat temin ederek, insanları satın alarak bu ülkeyi yönetmeye çalışan bir gelenek var. Bu iki gelenek bu ülkede yıllardır savaşıyor ve insanları bir tas çorbayla kandıranlar bu ülkede hep iktidar oluyorlar.”
KADINLARI SOSYAL
HAYATTAN KOPARMA
PROJESİ
Bu noktada bir korkusunu açıklıyor Mehmet Karamustafaoğlu.
“Beni asıl korkutan şu: Kadınları sosyal hayattan koparma projesi var. Muhtemelen uluslar arası güçler tarafından yürütülen bir proje… Çok korkunç ve ülkemizi mahvedecek bir proje.
Eğer kadını çarşafa ve peçeye sokup toplumdan uzaklaştırırsanız kadını cehalete sürüklemiş olursunuz. Bunda da amaç; belirli bir yaşa kadar çocukların eğitimiyle bizzat ilgilenen anneleri cahil bırakmaktır. 20 yaşına kadar cahil bir dizinin dibinden büyüyen bir o çocuktan o yaştan sonra bilgin yetiştiremezsiniz.
Onun için yapmamız gereken kadınlarımızı ve anneleri olabildiğince toplumun içine, sosyal hayatın içine çekmek olmalıdır.”
Mehmet Karamustafaoğlu’yla yaptığımız söyleşinin bu bölümünde Giresun’a, İstanbul’daki Giresun’a ve İstanbul’daki Giresunlulara yoğunlaşmak istiyoruz.
Özellikle Giresun dernekleri, Giresun Dernekler Birliği, Giresun Vakfı, Giresun Dernekler Federasyonu ve diğerleri…
Bu kurumları yakından tanıyan, bazılarının kuruluşunda görev alan ve yönetiminde bulunan, bazılarının başkanlığını yapan Mehmet Karamustafaoğlu bu büyük fotoğrafta hangi önemli ayrıntıları görüyor?
GİRESUN VAKFI BİR
ŞANSTI, DEĞERLENDİREMEDİK
Sözü buraya getirip soruyu da bu çerçevede sorduğumuzda Mehmet Karamustafaoğlu “Sözlerim çoğunu üzecektir” diyerek bu bölüme giriş yapıyor.
“Ben İstanbul’a geldiğimde Giresun ismini taşıyan bugünkünden daha fazla dernek vardı. Beni hemen onlara yazdılar. Çoğunda yöneticilik de yaptım. O zaman dernekler daha oturup oyun oynanan, çay kahve içilen lokaller şeklindeydi. Sosyal yanları yoktu.
Giresun Vakfı’nda yaşananları birlikte yaşadık. Bazı şeyleri anlatmaya çalıştık ama anlatamadık. Bazıları o vasıtayla bir yerlere ulaşmış, kendi dünyalarını kurmuşlardı. Bunları engellemeye çalıştık. Mahkemeler oldu. Doğruluğuna mahkeme karar verdi. Hapis cezası verdi ve erteledi.
Giresun Vakfı bir şanstı ama kullanamadık…
Giresun Vakfı ortada duruyor. Zaman zaman arkadaşlar buna sahip çıkmayı düşünsek de Giresunlunun çok fazla sahip çıktığını görmediğimiz için cesaret edemiyoruz.
Giresun İstanbul’da en fazla derneği olan il ancak bir dernekçilik eğitimi yok. El yordamıyla dernekçilik yapılıyor. Yılda bir kere pikniğe gitmeyi, bir yayla şenliği yapıp sanatçı getirip horon oynatmayı dernekçilik sayıyorlar. Bunlar da bir hizmet, ancak daha iyileri yapılabilir.
Mesela, eğitim dediğimiz zaman üç beş öğrenciye burs vermeyi anlıyoruz. Oysa köylere gidilip zirai usulde tarımın nasıl yapılacağını uygulayarak anlatabilir.
Giresun dernekçiliği ne yazık ki çok iyi gitmiyor. Toplumun ezberleri var, bu ezberlere farklı yaklaştığınız zaman toplum
tepki veriyor. O ezberlerin bozulmasını istemiyor.
Bir de Giresunlular İstanbul’da adeta koloniler şeklinde yaşıyor. Giresun’dan bir ilçeden gelenler İstanbul’da bir bölgeye yerleşmişler. Ve köylerinde nasıl yaşıyorlarsa burada da öyle yaşıyorlar. Bunların çocukları 2 km. yakınlarındaki denizi görmemişler. Bütün dünyada sivil toplum kuruluşları büyük önem kazanıyor. Onun için de bizim, dernekçiliği yeniden tanımlamamız gerekiyor” sözleriyle genel bir giriş yapan Mehmet Karamustafaoğlu; Giresun Dernekler Birliği ve Giresun Dernekler Federasyonu adıyla ortaya çıkan oluşumları şöyle değerlendiriyor.
“Ben İstanbul’a geldiğimde Giresun ismini taşıyan bugünkünden daha fazla dernek vardı. Beni hemen onlara yazdılar. Çoğunda yöneticilik de yaptım. O zaman dernekler daha oturup oyun oynanan, çay kahve içilen lokaller şeklindeydi. Sosyal yanları yoktu.
Giresun Vakfı’nda yaşananları birlikte yaşadık. Bazı şeyleri anlatmaya çalıştık ama anlatamadık. Bazıları o vasıtayla bir yerlere ulaşmış, kendi dünyalarını kurmuşlardı. Bunları engellemeye çalıştık. Mahkemeler oldu. Doğruluğuna mahkeme karar verdi. Hapis cezası verdi ve erteledi.
Giresun Vakfı bir şanstı ama kullanamadık…
Giresun Vakfı ortada duruyor. Zaman zaman arkadaşlar buna sahip çıkmayı düşünsek de Giresunlunun çok fazla sahip çıktığını görmediğimiz için cesaret edemiyoruz.
Giresun İstanbul’da en fazla derneği olan il ancak bir dernekçilik eğitimi yok. El yordamıyla dernekçilik yapılıyor. Yılda bir kere pikniğe gitmeyi, bir yayla şenliği yapıp sanatçı getirip horon oynatmayı dernekçilik sayıyorlar. Bunlar da bir hizmet, ancak daha iyileri yapılabilir.
Mesela, eğitim dediğimiz zaman üç beş öğrenciye burs vermeyi anlıyoruz. Oysa köylere gidilip zirai usulde tarımın nasıl yapılacağını uygulayarak anlatabilir.
Giresun dernekçiliği ne yazık ki çok iyi gitmiyor. Toplumun ezberleri var, bu ezberlere farklı yaklaştığınız zaman toplum
tepki veriyor. O ezberlerin bozulmasını istemiyor.
Bir de Giresunlular İstanbul’da adeta koloniler şeklinde yaşıyor. Giresun’dan bir ilçeden gelenler İstanbul’da bir bölgeye yerleşmişler. Ve köylerinde nasıl yaşıyorlarsa burada da öyle yaşıyorlar. Bunların çocukları 2 km. yakınlarındaki denizi görmemişler. Bütün dünyada sivil toplum kuruluşları büyük önem kazanıyor. Onun için de bizim, dernekçiliği yeniden tanımlamamız gerekiyor” sözleriyle genel bir giriş yapan Mehmet Karamustafaoğlu; Giresun Dernekler Birliği ve Giresun Dernekler Federasyonu adıyla ortaya çıkan oluşumları şöyle değerlendiriyor.
GİRESUN
DERNEKLERİNE
BAKIŞ
“İstanbul’a 13 yıl evvel geldiğimde bugün Dernekler Birliği’nin başındaki arkadaşıma halen sakladığım bir belge faksladım. İstanbul’da teşkilatlanırken Giresunlunun nasıl örgütlenmesi gerektiğinin bir şemasını faksladım. O şemada şunlar vardı: Köy derneklerinin kendi içlerinde ilçe dernekler federasyonu altında, ilçe dernekleri federasyonlarının da bir Giresun Dernekleri Konfederasyonu adı altında toplanmalarını önermiştim.
Ancak o yapılan örgütlenme yapısı benim önerim doğrultusunda olmadı. Ben burada 6 yıl köyümün dernek başkanlığını yaptım. Bir o kadar da ilçemin dernek başkanlığını yaptım. Giresun derneklerinde başkan yardımcılığım oldu. Davetli olmadığım için hiçbir toplantılarına katılmadım.
Ve sonunda bazı derneklerimizle bir araya gelerek Giresun Dernekler Birliği’ni kurdular. Resmi adı Giresun Dernekler Birliği Derneği. Benim bakışım daha geniş yelpazeli bir örgütlenme yapısını çağrıştırıyordu. Bunun adı Giresun Dernekler Konfederasyonu olması gerekirdi.
DERNEKLERİNE
BAKIŞ
“İstanbul’a 13 yıl evvel geldiğimde bugün Dernekler Birliği’nin başındaki arkadaşıma halen sakladığım bir belge faksladım. İstanbul’da teşkilatlanırken Giresunlunun nasıl örgütlenmesi gerektiğinin bir şemasını faksladım. O şemada şunlar vardı: Köy derneklerinin kendi içlerinde ilçe dernekler federasyonu altında, ilçe dernekleri federasyonlarının da bir Giresun Dernekleri Konfederasyonu adı altında toplanmalarını önermiştim.
Ancak o yapılan örgütlenme yapısı benim önerim doğrultusunda olmadı. Ben burada 6 yıl köyümün dernek başkanlığını yaptım. Bir o kadar da ilçemin dernek başkanlığını yaptım. Giresun derneklerinde başkan yardımcılığım oldu. Davetli olmadığım için hiçbir toplantılarına katılmadım.
Ve sonunda bazı derneklerimizle bir araya gelerek Giresun Dernekler Birliği’ni kurdular. Resmi adı Giresun Dernekler Birliği Derneği. Benim bakışım daha geniş yelpazeli bir örgütlenme yapısını çağrıştırıyordu. Bunun adı Giresun Dernekler Konfederasyonu olması gerekirdi.
GİRESUN
DERNEKLER
KONFEDERASYONU
KURULMALI
Giresun Dernekler Federasyonu GİRDEF’le ilgili görüşlerini de şöyle açıklıyor Mehmet Karamustafaoğlu: “ GİRDEF’ in Başkanıyla Trabzon’dan Giresun’a kadar bir seyahatimiz oldu. Giresun Vakfı’nda yönetici olduğunu anlattı. Ben de O’na Vakfın ne olduğunu anlattım.Vakıf Başkanı İbrahim Özdemir’in bir avukat getirdiğini; avukatın, vakıfların başkanlarının ölene kadar başkan kaldıklarını, İbrahim Özdemir’in de ölene kadar Giresun Vakfı’nın başkanı olarak kalacağını söylediğini ifade etti. Ben daha sonra, adı geçen kişinin Giresun Vakfı yöneticiliğinden el çektirilmesi yönünde mahkeme kararı olduğunu, cezai bir durumun söz konusu olduğunu buna dair bilgi ve belgeleri GİRDEF Başkanına faksladım ve yorumunu beklediğimi bildirdim. Üç yıl falan oldu ancak cevap alamadım.”
Giresun Dernekler Federasyonunun olamayacağını, Giresun Dernekler Konfederasyonu kurulması gerektiğini belirten Mehmet Karamustafaoğlu; Giresun Dernekler Birliği’nin olsun Giresun Dernekler Federasyonu’nun olsun toplantılarına davet edilmediğini, doğruları anlatan birisi olarak birilerinin hoşuna gitmemiş olabileceğinin üzüntüsünü dile getirdi.
“Ama yazık. Giresun adına çok üzülüyorum. Bu tür olayların Giresun’un önünü tıkamasına, gerçekleri insanların görmesine engel olmalarına çok üzülüyorum”
DERNEKLER
KONFEDERASYONU
KURULMALI
Giresun Dernekler Federasyonu GİRDEF’le ilgili görüşlerini de şöyle açıklıyor Mehmet Karamustafaoğlu: “ GİRDEF’ in Başkanıyla Trabzon’dan Giresun’a kadar bir seyahatimiz oldu. Giresun Vakfı’nda yönetici olduğunu anlattı. Ben de O’na Vakfın ne olduğunu anlattım.Vakıf Başkanı İbrahim Özdemir’in bir avukat getirdiğini; avukatın, vakıfların başkanlarının ölene kadar başkan kaldıklarını, İbrahim Özdemir’in de ölene kadar Giresun Vakfı’nın başkanı olarak kalacağını söylediğini ifade etti. Ben daha sonra, adı geçen kişinin Giresun Vakfı yöneticiliğinden el çektirilmesi yönünde mahkeme kararı olduğunu, cezai bir durumun söz konusu olduğunu buna dair bilgi ve belgeleri GİRDEF Başkanına faksladım ve yorumunu beklediğimi bildirdim. Üç yıl falan oldu ancak cevap alamadım.”
Giresun Dernekler Federasyonunun olamayacağını, Giresun Dernekler Konfederasyonu kurulması gerektiğini belirten Mehmet Karamustafaoğlu; Giresun Dernekler Birliği’nin olsun Giresun Dernekler Federasyonu’nun olsun toplantılarına davet edilmediğini, doğruları anlatan birisi olarak birilerinin hoşuna gitmemiş olabileceğinin üzüntüsünü dile getirdi.
“Ama yazık. Giresun adına çok üzülüyorum. Bu tür olayların Giresun’un önünü tıkamasına, gerçekleri insanların görmesine engel olmalarına çok üzülüyorum”
Peki, bundan sonra neler yapılabilir?
Bu sorumuza da şu karşılığı alıyoruz:
“Ben çevremdeki bu tür derneklere şunu öneriyorum. Bu tür gerçeklerinizi oturun bir yazın. Neler yaptıklarınız alt alta yazın. Bunları hayatın çağdaş değerleriyle karşılaştırın. Yaptıklarınızın hangisi çağdaş değerlere uyuyor bunu bir değerlendirin. Sonra da yanlışlarınızı buna göre görüp düzeltmeye çalışın.
Bazıları benim gibi Don Kişot’lar çıkıyor ama karşılarında çok büyük bir defans buluyorlar. Toplumu yıllardır kandıran bir güruh var. Her dernekte var, eski yöneticiler… Yalan yanlış bir şeyler yapmışlar, doğrusunu anlattığın zaman onların eksikleri ortaya çıkıyor. Bu defa içten içe bir kin beslemeye başlıyorlar.
Bütün Giresun dernekleri yeni baştan bugün doğru bildiği değerleri yargılamalı…”
Bu sorumuza da şu karşılığı alıyoruz:
“Ben çevremdeki bu tür derneklere şunu öneriyorum. Bu tür gerçeklerinizi oturun bir yazın. Neler yaptıklarınız alt alta yazın. Bunları hayatın çağdaş değerleriyle karşılaştırın. Yaptıklarınızın hangisi çağdaş değerlere uyuyor bunu bir değerlendirin. Sonra da yanlışlarınızı buna göre görüp düzeltmeye çalışın.
Bazıları benim gibi Don Kişot’lar çıkıyor ama karşılarında çok büyük bir defans buluyorlar. Toplumu yıllardır kandıran bir güruh var. Her dernekte var, eski yöneticiler… Yalan yanlış bir şeyler yapmışlar, doğrusunu anlattığın zaman onların eksikleri ortaya çıkıyor. Bu defa içten içe bir kin beslemeye başlıyorlar.
Bütün Giresun dernekleri yeni baştan bugün doğru bildiği değerleri yargılamalı…”
İŞADAMLARI DERNEĞİ
GİRESUN’A FABRİKA
YAPABİLİR Mİ?
Giresun İşadamları Derneği’yle ilgili de görüşlerini aldığımız Mehmet Karamustafaoğlu, bir işadamları derneği üyelerinin işadamlarından kurulu olması gerektiğini vurgulayarak “ Bu derneğin üyeleri sadece parası olan işadamlarından olmamalı. İşadamları, meslek adamları, profesörler, üst düzey bürokratlar ve yöneticilerin oluşturacağı bir yapılanması olmalı.
Bu dernek ülkenin işadamları dernekleriyle entegrasyona gitmeli. Ve daha sonra da uluslar arası işadamları dernekleriyle entegrasyona gitmeli…
Sonra, yapacağı haftalık veya aylık toplantılarla getireceği çok iyi konuşmalarla işadamları bilgilendirilmeli… Biz şunu bekliyoruz: İşadamları bir araya gelsinler, toplansınlar, ortaklıklar kursunlar ve Giresun’a yatırım yapsınlar. İşadamları derneklerinin bütün dünyada birinci amacı bu değil. İşadamları derneği; öncelikle üyelerini eğiten, onlar arasında sevgi saygı ve dostluğu geliştiren faaliyetler yapan, bu sevgi saygı ve dostluktan doğan ortamdan bir takım ortaklıkların çıkmasından da mutluluk duyan bir yapılanma olmalı…
Bizim, İşadamları Derneğinden beklentilerimiz çok farklı. İşadamları Derneği gelsin Giresun’a bir fabrika yapsın. Böyle bir şey yok. Dünya’da bunlar bitti.
Bir de Giresunluların şöyle bir önerileri var: Yüz kişi bir araya gelse, 10 ar milyar verse 1 trilyon yapar, hemen bir fabrika yaparız. Buna hemen orada sahip çıkılır, tamam denir ancak ikinci toplantıya kimse gelmez. Ben bu projeye çok gülerim. İşadamı her zaman para koyan değildir. Bir telefonla bölgesine, yöresine trilyonluk yatırımların gelmesini sağlayan işadamları vardır. Biz para verenlere helal olsun diyoruz, ancak öteki belki hiç para vermez ama bir telefonla trilyonluk yatırımların kazandırılmasını sağlar. Olaylara biraz da böyle bakmak lazım. İşadamları derneği iyi bir lobicilik yapmakla yöresine, bölgesine hizmet sağlayabilir.”
GİRESUN’A FABRİKA
YAPABİLİR Mİ?
Giresun İşadamları Derneği’yle ilgili de görüşlerini aldığımız Mehmet Karamustafaoğlu, bir işadamları derneği üyelerinin işadamlarından kurulu olması gerektiğini vurgulayarak “ Bu derneğin üyeleri sadece parası olan işadamlarından olmamalı. İşadamları, meslek adamları, profesörler, üst düzey bürokratlar ve yöneticilerin oluşturacağı bir yapılanması olmalı.
Bu dernek ülkenin işadamları dernekleriyle entegrasyona gitmeli. Ve daha sonra da uluslar arası işadamları dernekleriyle entegrasyona gitmeli…
Sonra, yapacağı haftalık veya aylık toplantılarla getireceği çok iyi konuşmalarla işadamları bilgilendirilmeli… Biz şunu bekliyoruz: İşadamları bir araya gelsinler, toplansınlar, ortaklıklar kursunlar ve Giresun’a yatırım yapsınlar. İşadamları derneklerinin bütün dünyada birinci amacı bu değil. İşadamları derneği; öncelikle üyelerini eğiten, onlar arasında sevgi saygı ve dostluğu geliştiren faaliyetler yapan, bu sevgi saygı ve dostluktan doğan ortamdan bir takım ortaklıkların çıkmasından da mutluluk duyan bir yapılanma olmalı…
Bizim, İşadamları Derneğinden beklentilerimiz çok farklı. İşadamları Derneği gelsin Giresun’a bir fabrika yapsın. Böyle bir şey yok. Dünya’da bunlar bitti.
Bir de Giresunluların şöyle bir önerileri var: Yüz kişi bir araya gelse, 10 ar milyar verse 1 trilyon yapar, hemen bir fabrika yaparız. Buna hemen orada sahip çıkılır, tamam denir ancak ikinci toplantıya kimse gelmez. Ben bu projeye çok gülerim. İşadamı her zaman para koyan değildir. Bir telefonla bölgesine, yöresine trilyonluk yatırımların gelmesini sağlayan işadamları vardır. Biz para verenlere helal olsun diyoruz, ancak öteki belki hiç para vermez ama bir telefonla trilyonluk yatırımların kazandırılmasını sağlar. Olaylara biraz da böyle bakmak lazım. İşadamları derneği iyi bir lobicilik yapmakla yöresine, bölgesine hizmet sağlayabilir.”
Avrupa Birliği’nin çevre, eğitim ve sağlıkla ilgili çeşitli fonlarının olduğunu; bu fonlardan ciddi ve tutarlı sivil toplum örgütlerinin yararlanabildiğine işaret eden Mehmet Karamustafaoğlu; Giresun derneklerinin bu fonlardan nasıl yararlanılacağına dair üyelerini bilgilendirmeleri gerektiğini vurguluyor.
Türkiye’de vakıf ve derneklerin yüzde 90’ının bütçelerinin kayıt dışı olduğunu söyleyen Karamustafaoğlu, bunu dile getirdiğinde ortalığı karıştıran adam olduklarını ifade ediyor.
Ve bu dernek ve vakıfların bütçeleri kayıt altında olsa, mal varlıkları gerçek büyüklükleriyle ortada olsa yurt dışı fonlardan önemli kaynaklar sağlanabileceğinin altını çiziyor.
ON BİN
ÖĞRENCİLİK
ALT YAPI
Mehmet Karamustafaoğlu aynı zamanda Alucra Eğitim ve Kültür Derneği’nin de başkanlığını yaptı. Bu dernek Alucra’ya Giresun Üniversitesi’ne bağlı bir meslek yüksek okulunun açılması yönünde çalışmalar da bulundu. Biraz da bu konulardan konuşmak istiyoruz
Mehmet Karamustafaoğlu’yla
ÖĞRENCİLİK
ALT YAPI
Mehmet Karamustafaoğlu aynı zamanda Alucra Eğitim ve Kültür Derneği’nin de başkanlığını yaptı. Bu dernek Alucra’ya Giresun Üniversitesi’ne bağlı bir meslek yüksek okulunun açılması yönünde çalışmalar da bulundu. Biraz da bu konulardan konuşmak istiyoruz
Mehmet Karamustafaoğlu’yla
“Kendi kapısının önünü süpürmeyenin başkasının kapısındaki çöpten şikâyet etmeye hakkı olamaz” mantığından hareket ettiğini söyleyen Karamustafaoğlu; “Ben eğer öncelikle köyüme hizmet üretmemişsem ilçeme, ilçeme hizmet üretmemişsem ilime, ilime hizmet üretmemişsem ülkeme hizmet üretemem düşüncesiyle yola çıktık” dedikten sonra şöyle devam ediyor:
“Giresun’da il başkanıyken köyümün de dernek başkanıydım. Derneği aldığımda 35 metrekare bir odası vardı. Pencere demirleri paslanmıştı. İkinci toplantıda oturduğum sandalye kırıldı. Altı yıl sonra orayı teslim ederken 400 kişinin rahatlıkla toplantı yapacağı bir salon, üst katta kafeteryası, bilgisayar salonu, oyun salonu, yönetim odası olan bir yapıya kavuşturdum. İki yayla yolumuzu yaptırdık. Köyümüzün yolu ikinci kat asfalt yapıldı.
Köyüme yeterince hizmet ürettiğime kanaat getirince ilçemle ilgili söz söyleme hakkım olduğunu düşündüm.Şebinkarahisar’a meslek yüksek okulu kurulmuştu.700 -800 civarında öğrencisi vardı. İşadamı Hayri Bakıcı ve Prof. Zahir Bakıcı’ ya yaptığımız sohbetler sırasında Alucra’ya bir meslek yüksek okulu kurulması fikri gelişti. Bunu Cumhuriyet Üniversitesi’nde öğretim üyesi olan Zahir Bakıcı’ya açtık. Arkadaşların görüşünün de Kelkit Vadisine güçlü meslek yüksek okulları açarak bunu daha sonra bir üniversiteye dönüştürmek olduğunun öğrendik. Bu durumda kendi ilçemize de bir yüksek okul açarak iktisaden gelişmesini sağlamak durumundaydık.Bunu Alucralılara açtık. Sahip çıktılar. Komiteler kuruldu. Çalışmaya başladık. Zahir hocanın hazırladığı zemin sayesinde uzun uğraşılarla da olsa Alucra’ya iki bölümlük bir yüksek okul aldık.
İmam Hatip Derneği özverili davranarak yurt olarak yaptığı bir binayı okul olarak tahsis etti. Belediyenin yaptığı bir apart bina vardı onu da yurt haline getirdik. Üç yıldır Alucra’da işletme ve muhasebe bölümleri olan 250 civarında öğrencinin okuduğu bir yüksek okulumuz var.
Bu geçici binalarla bu iş yürümezdi. Bir kampüse ihtiyaç vardı. Bu arada benim en büyük rüyam olan Giresun Üniversitesi kurulmuştu. Giresun Üniversitesi kurulması için kurulan vakfın da kurucularındanım… Giresun Üniversitesi kurulunca Rektörle iyi bir diyalogumuz oldu.
Şu anda geldiğimiz noktada 10 bin öğrencinin okuyabileceği bir alt yapıyı oluşturmaya çalışıyoruz. 53 dönüm bir hazine arazisinin Giresun Üniversitesi’ne tahsisini yaptırdık. Tekoğlu Vakfı’nın 230 dönüm arazisinin devriyle ilgili bir protokol yaptık” dedikten sonra, Mehmet Karamustafaoğlu iki yılda bu işin projesiyle uğraştıklarını bildiriyor.
ALUCRA YAYLAYA
DÖNÜŞÜR
Yapılan çalışmaları şöyle özetliyor Mehmet Karamustafaoğlu:
“Yaklaşık 20 bin metrekarelik kapalı alanı olan bir proje tamamlandı. Proje gerçekleştiğinde Alucra 8 binle 10 bin öğrencinin okuyabileceği bir alt yapıya kavuşmuş olacak.
Yaptığımız toplantılarda temel atma aşamasında destek arayışımız oldu. Bir arkadaşımız, 4 ana bloktan oluşan projenin bir bloğunu yapabileceğini, diğer blokları da ekonomik durumunun gidişatına göre yapabileceğini taahhüt etti.
A Blok böylece yapıldı. B Bloğu da Alucra Vakfı üstlendi. Eğitim ve Kültür Derneği olarak Alucra Belediyesiyle sürekli görüşmelerimiz oldu. Birlikte bazı şeyler düşündük. Dernek Başkanıyken amacımız, gerekirse Belediye ile işbirliği yaparak projelerin tamamlanmasını sağlamktı. Bunu sağlayamazsak bugün 6500 civarında olan nüfusuyla Alucra yerleşim yeri sadece harita
üzerinde kalır. Ve Alucra insanların sadece yazları gittiği bir yaylaya dönüşür.
Eğer bir yeri vatan yapmak için şehit veriyorsak kaybetmemek için de bazı mücadele yolları var. Alucra için şu anda o mücadeleyi yapıyoruz.”
Alucra’ya açılan bu yüksekokulun ilçenin çehresini değiştireceğini, İstanbul’dan bazı Alucralıların ilçelerine yatırım yapmak için geriye döneceklerini, 8 10 bin öğrencinin sağlayacağı ekonomik getirinin yanında sosyal ve kültürel kazanımların da olacağını vurgulayarak Kelkit Vadisi’nin bölgesel özelliğine dikkat çeken Mehmet Karamustafaoğlu bu konuyla ilgili olarak şunları anlatıyor:
“Giresunspor’da yönetici iken takım için Şebinkarahisar’da kamp yapacak yer bulamadık. Yüksekokul açılan Şebinkarahisar’da bugün milli takım kamp yapabilir.
Öte yandan Kelkit Vadisi’nin bölgesel bir önemi var. Tarihte de çök önemli yeri olmuş. Fatih Sultan Mehmet iki kez o vadiden geçmiş. Trabzon’un fethine giderken bir hafta konaklamış. Otlukbeli savaşına giderken orada konaklamış.
Doğuya açılan eski kapı orası; Kelkit, Şebinkarahisar, Alucra ve Şiran…
Kışın doğuya açılan Kızıldağ’ın kapandığını, araçlar mahsur kaldığını duyarsınız. Doğuya açılan yolun Kelkit Vadisinden geçmesi gerekirken 1970’li yıllarda o bölgeden olan Cumhurbaşkanı’nın teşvikiyle yolun Kızıldağ’dan yapıldığını biliyoruz.Bizim köyün adı Fevzi Çakmak, doğu savunmasında Fevzi Çakmak karargâh kurmuş. Böyle bir bölgeyi ihmal edersek tarihe karşı da büyük saygısızlık etmiş oluruz.”
DÖNÜŞÜR
Yapılan çalışmaları şöyle özetliyor Mehmet Karamustafaoğlu:
“Yaklaşık 20 bin metrekarelik kapalı alanı olan bir proje tamamlandı. Proje gerçekleştiğinde Alucra 8 binle 10 bin öğrencinin okuyabileceği bir alt yapıya kavuşmuş olacak.
Yaptığımız toplantılarda temel atma aşamasında destek arayışımız oldu. Bir arkadaşımız, 4 ana bloktan oluşan projenin bir bloğunu yapabileceğini, diğer blokları da ekonomik durumunun gidişatına göre yapabileceğini taahhüt etti.
A Blok böylece yapıldı. B Bloğu da Alucra Vakfı üstlendi. Eğitim ve Kültür Derneği olarak Alucra Belediyesiyle sürekli görüşmelerimiz oldu. Birlikte bazı şeyler düşündük. Dernek Başkanıyken amacımız, gerekirse Belediye ile işbirliği yaparak projelerin tamamlanmasını sağlamktı. Bunu sağlayamazsak bugün 6500 civarında olan nüfusuyla Alucra yerleşim yeri sadece harita
üzerinde kalır. Ve Alucra insanların sadece yazları gittiği bir yaylaya dönüşür.
Eğer bir yeri vatan yapmak için şehit veriyorsak kaybetmemek için de bazı mücadele yolları var. Alucra için şu anda o mücadeleyi yapıyoruz.”
Alucra’ya açılan bu yüksekokulun ilçenin çehresini değiştireceğini, İstanbul’dan bazı Alucralıların ilçelerine yatırım yapmak için geriye döneceklerini, 8 10 bin öğrencinin sağlayacağı ekonomik getirinin yanında sosyal ve kültürel kazanımların da olacağını vurgulayarak Kelkit Vadisi’nin bölgesel özelliğine dikkat çeken Mehmet Karamustafaoğlu bu konuyla ilgili olarak şunları anlatıyor:
“Giresunspor’da yönetici iken takım için Şebinkarahisar’da kamp yapacak yer bulamadık. Yüksekokul açılan Şebinkarahisar’da bugün milli takım kamp yapabilir.
Öte yandan Kelkit Vadisi’nin bölgesel bir önemi var. Tarihte de çök önemli yeri olmuş. Fatih Sultan Mehmet iki kez o vadiden geçmiş. Trabzon’un fethine giderken bir hafta konaklamış. Otlukbeli savaşına giderken orada konaklamış.
Doğuya açılan eski kapı orası; Kelkit, Şebinkarahisar, Alucra ve Şiran…
Kışın doğuya açılan Kızıldağ’ın kapandığını, araçlar mahsur kaldığını duyarsınız. Doğuya açılan yolun Kelkit Vadisinden geçmesi gerekirken 1970’li yıllarda o bölgeden olan Cumhurbaşkanı’nın teşvikiyle yolun Kızıldağ’dan yapıldığını biliyoruz.Bizim köyün adı Fevzi Çakmak, doğu savunmasında Fevzi Çakmak karargâh kurmuş. Böyle bir bölgeyi ihmal edersek tarihe karşı da büyük saygısızlık etmiş oluruz.”
ÜNİVERSİTELERE
KAYNAK
YARATMIYORLAR
Söz yüksek okul ve üniversiteler üzerine devam ederken Giresun Üniversitesi’ni soruyoruz Mehmet Karamustafaoğlu’na…
Karamustafaoğlu öncelikle bir tespitte bulunuyor ve bu konudaki görüşlerini şöyle açıklıyor:
“Bugünkü iktidar üniversiteyi kurma dışında üniversitelere kaynak yaratmada biraz cimri davranıyor. Eğitime ayrılan pay yeterli değil. Buna rağmen Giresunlu üniversitesine sahip çıktı. Tüm ilçelerde ilçelere eğitim için fakülte ve yüksekokul açılması için büyük bir seferberlik var ” dedikten sonra şunları ilave ediyor.
“Emsalleri içinde Giresun Üniversitesi çok iyi işler yaptı. Titiz, çalışkan, takipçi bir Rektörümüzün olması Giresun için büyük bir şans… Tıp fakültesi için de bir problem olacağını düşünmüyorum. Söz verenler sözlerini tutarlarsa, İşadamları Derneğinin iftar yemeğinde Giresun milletvekilleri verdikleri sözü tutup Kale hastanesinin mevcut haliyle devrini hiçbir tartışmaya meydan vermeden daha erken sağlayabilirlerdi. Gecikince yaşanmaması gereken sorunlar yaşandı. Hiç bir sorun yaşanmayabilirdi. Ancak bugün gelinen noktada hastanenin boş devredilmesi eğiliminin dillendirilmesiyle tıp fakültesinin kurulması geciktirildi. Böyle de olunca Giresunluya yazık oldu. Zaman kaybettirildi”
KAYNAK
YARATMIYORLAR
Söz yüksek okul ve üniversiteler üzerine devam ederken Giresun Üniversitesi’ni soruyoruz Mehmet Karamustafaoğlu’na…
Karamustafaoğlu öncelikle bir tespitte bulunuyor ve bu konudaki görüşlerini şöyle açıklıyor:
“Bugünkü iktidar üniversiteyi kurma dışında üniversitelere kaynak yaratmada biraz cimri davranıyor. Eğitime ayrılan pay yeterli değil. Buna rağmen Giresunlu üniversitesine sahip çıktı. Tüm ilçelerde ilçelere eğitim için fakülte ve yüksekokul açılması için büyük bir seferberlik var ” dedikten sonra şunları ilave ediyor.
“Emsalleri içinde Giresun Üniversitesi çok iyi işler yaptı. Titiz, çalışkan, takipçi bir Rektörümüzün olması Giresun için büyük bir şans… Tıp fakültesi için de bir problem olacağını düşünmüyorum. Söz verenler sözlerini tutarlarsa, İşadamları Derneğinin iftar yemeğinde Giresun milletvekilleri verdikleri sözü tutup Kale hastanesinin mevcut haliyle devrini hiçbir tartışmaya meydan vermeden daha erken sağlayabilirlerdi. Gecikince yaşanmaması gereken sorunlar yaşandı. Hiç bir sorun yaşanmayabilirdi. Ancak bugün gelinen noktada hastanenin boş devredilmesi eğiliminin dillendirilmesiyle tıp fakültesinin kurulması geciktirildi. Böyle de olunca Giresunluya yazık oldu. Zaman kaybettirildi”
VE GİRESUNSPOR
Söyleşimizin son bölümünü Giresunspor’a ayırdık. Giresunspor’da beş yıl yöneticilik yapan ve iki tane üçüncü lig şampiyonluğu yaşayan Mehmet Karamustafaoğlu Giresunspor’un bugün geldiği noktayı nasıl değerlendiriyor?
Söyleşimizin son bölümünü Giresunspor’a ayırdık. Giresunspor’da beş yıl yöneticilik yapan ve iki tane üçüncü lig şampiyonluğu yaşayan Mehmet Karamustafaoğlu Giresunspor’un bugün geldiği noktayı nasıl değerlendiriyor?
“Giresunspor çok şey kaybetti.” diyerek söze başlayan Mehmet Karamustafaoğlu sözlerini şöyle sürdürdü: “ Bir gün vaktim ve ekonomik yapım uygun olursa Giresunspor’da sadece başkan olarak görev yaparım dedim. Böyle bir karar aldım ve kararım devam ediyor. Bu kulübe yardım etmeyeceğim anlamına da gelmiyor. Giresunspor Başkanı geldiğinde O’na yardımcı olmaya çalışıyoruz. Ziyaretlere ve toplantılara gidiyoruz.
Benim yönetimde olduğum dönemlerde altyapıyla ilgili bazı projelerimiz vardı ama bunları hayata geçiremedim. Hele birisi için paraya bile ihtiyaç yoktu.
Bugün bile hayata geçirilse Giresunspor’un 5 yıl sonra 10 yıl sonra nereye gidebileceğini bugünden görebilirsiniz. Bugün bile o projenin uygulanabilirlik şansı var; Bir futbol okulu kurmak…
O günlerde bununla ilgili ziyaretlerimiz oldu. Futbol Hakemleri Derneği’ne, Futbol Antrenörleri Derneği’ne, Amatör Spor Kulüpleri Federasyonu’na anlattık. Dershanesi olan, aletleri olan, sahası olan tam bir futbol okulu oluşturalım. Antrenörler gelsinler ders versinler, okullardan yabancı dil öğretmenleri gelsinler yabancı dil dersi versinler.
Oraya alacağınız sekiz on yaşındaki bir çocuk orayı bitirdiği zaman beslenmeyi, psikolojiyi, kendini maça hazırlamayı, yabancı dili, idman tekniklerini ve genel kültürü tam öğrenip kendini yetiştirdiğinde 17 18 yaşına geldiğinde Onu Türkiye’de tutmanıza imkan var mı? Dünyanın her ülkesine satarsınız ve ard arda buna benzer öğrenciler, sporcular yetiştirirsiniz.
Peki, bu neden olmadı?
Projeyi hazırladım: Okulların yabancı dil hocalarına, hakemlere, antrenörlere, psikoloğa para vermeyecektik. Ve sponsorla tesisi yapacaktık. Hatta tesisin bir kısmını yapmayı da ben göze almıştım. Her şey hazırdı. Basını çağırdık, yönetime haber verdik, projeyi tanıtmaya gittik. Ancak yönetimden bir kişi bile gelmedi…
O zamanın Başkanı ‘ Benim en büyük hayalim Giresunspor’a bir otobüs alacağım ve bu hayalim gerçekleşirse otobüsün içinde yatacağım’ diyordu. Ve hakikaten de gitti bir külüstür otobüs aldı, Meydan’da da içinde yattı…
Başka şeyler de oldu.
Projeyi hazırladım: Okulların yabancı dil hocalarına, hakemlere, antrenörlere, psikoloğa para vermeyecektik. Ve sponsorla tesisi yapacaktık. Hatta tesisin bir kısmını yapmayı da ben göze almıştım. Her şey hazırdı. Basını çağırdık, yönetime haber verdik, projeyi tanıtmaya gittik. Ancak yönetimden bir kişi bile gelmedi…
O zamanın Başkanı ‘ Benim en büyük hayalim Giresunspor’a bir otobüs alacağım ve bu hayalim gerçekleşirse otobüsün içinde yatacağım’ diyordu. Ve hakikaten de gitti bir külüstür otobüs aldı, Meydan’da da içinde yattı…
Başka şeyler de oldu.
Şimdi Giresunspor kör topal Bank Asya birinci lige çıktı. Fatih Kitapcı’nın birkaç kere istifa edip dönme durumu oldu. Giresunspor’a daimi bir gelir kaynağı lazım.”
Daimi gelir kaynağı yaratmak için neler yapılmalı?
Bu soruyu Mehmet Karamustafaoğlu şöyle cevaplıyor:
Fatih Kitapcı’ya bir not yazdım. Nasıl Galatasaray’ın Galatasaray Store’si, Fenerbahçe’nin Fenerium’u varsa Giresunsporun’da böyle bir marka oluşturması lazım. Giresunsporun İstanbul’da bir şubesinin açılması lazım. Giresunspor yönetiminin İstanbul’da üç kişiye yetki vermesi lazımdı. Üç kişilik yönetimi zaten var; Reşat Bahat, Mehmet Şehitoğlu ve Ahmet Külekçi . Bunlara yetki verilsin biz de destek olalım istedik. Bir ürünün markası tescil edilsin. Bunlar yapılmadı, bu yönetici arkadaşlara yetki de verilmedi.
İstanbul’da Giresunspor’un bir derneği açılsın. Giresunspor futbol okulu açılsın.” İstanbul’da her Giresunlunun arabasında Giresunspor’un bayrağının ve flamasının olduğunu söyleyen Mehmet Karamustafaoğlu Giresun’da yerel yönetimin de buna katkı sağlayabileceğini vurgulayarak sözlerine şöyle devam etti:
“Giresun’da Giresunspor’a minibüs durakları verildi. Benim mücadele ettiğim şey satılmamasıydı.
Uzun vadede alınacak 50 lirayı kısa vadede 5 liraya tercih ettiler. Tüm duraklar satıldı. Belirli park alanlarının Giresunspor’a kazandırılması şart.
Giresunspor ürünü sporcu ve futbolcu yetiştirip satarak da para kazanması lazım.”
Kaynak GİRESUN DERGİSİ
Kasım 2009






